Aşk bazen iki kişi arasında yaşanmaz.
Bazen insanın kendi içinde başlar, kendi içinde büyür, kendi içinde yarım kalır.
Ve en acı olanı da şudur:
İnsan çoğu zaman birine değil, kendi içindeki çocuğa âşık olur.
O çocuk, yıllar önce bir yerde incinmiştir.
Bir söz yarım kalmıştır.
Bir sarılma eksik kalmıştır.
Bir vedanın içinde “gitme” denmemiştir.
Ve insan, büyüdüğünü sandığı her yaşta o eksik cümlenin peşinden gider.
Aşk bu yüzden geri döner.
Kapanmamış bir kapı, tamamlanmamış bir sahne, bitmemiş bir duygu…
Evren, insanın içindeki boşluğu görür ve onu tamamlamak için aynı kişiyi, aynı duyguyu, aynı acıyı yeniden karşısına çıkarır.
Bu bir tesadüf değil; bu bir tamamlama çağrısıdır.
Yarım kalan aşklar, “bitmediği için” değil, insan bitiremediği için geri döner.
Çünkü aşk bazen bir kişi değildir;
Aşk, insanın kendine söyleyemediği bir cümledir.
“Ben de sevilmeyi hak ediyorum.”
“Ben de kalınacak biriyim.”
“Ben de tamamlanabilirim.”
Ve bazen biri gelir, o cümleyi sana söylemez…
Ama o cümleyi içinde duyman için seni yeniden yaralar.
Aşkın en acı tarafı budur:
Tamamlanmak için önce eksik hissettirir.
Geri dönüşler bu yüzden olur.
Bir kapı kapanmamıştır.
Bir duygu ölmemiştir.
Bir çocuk hâlâ orada duruyordur.
Ve o çocuk, “beni unutma” der gibi bir yüzü, bir sesi, bir kokuyu geri çağırır.
Ama gerçek şu:
Aşk sadece biri değildir.
Aşk, insanın kendi içindeki yarım kalan tarafla buluşmasıdır.
Biri gelir, seni tamamlarken aslında içindeki çocuğu iyileştirir.
Biri gider, seni eksiltirken aslında içindeki yetişkini büyütür.
Aşk, iki kişi arasında yaşanan bir hikâye gibi görünür ama aslında insanın kendi içindeki yolculuktur.
Ve yarım kalan aşklar, insanın kendine dönmesi için en güçlü aynadır.
Sonunda anlarız:
Aşk, birine kavuşmak değil;
Kendine kavuşmaktır.
