Aşk Acısının İçinde Kaybolan Benliği Geri Çağırır

Ruhun Kendi Karanlığından Sesini Yeniden Duyabilmesi
Acı, insanın benliğini yok etmez; sadece gölgede bırakır.
Ayrılık, travma, hayal kırıklığı…
Hepsi insanın içindeki sesi susturur.
Bir gün uyanırsın ve fark edersin:
Kendini duyamıyorsun.
Kendini hissedemiyorsun.
Kendini tanıyamıyorsun.

Aşk acısı böyle çalışır.
İnsanı bir anda değil; yavaş yavaş kaybettirir.
Sessizce.
Derinden.
İçindeki çocuk bir köşeye çekilir, yetişkin tarafı hayatta kalmaya çalışır.
Ama hayatta kalmak, yaşamak değildir.

Aşk tam bu noktada geri çağırır insanı.
Gösterişli bir şekilde değil;
sessiz bir hatırlatmayla.
Aşk, acının içindeki kaybolmuş benliğe “buradasın” der.
Ama bunu bir insanın sesiyle değil;
bir hissin içinden yapar.

Aşk acısının iyileştirici gücü, “biri geldi ve beni toparladı” değildir.
Aşk, insanın kendi içindeki kırık parçaları ilk kez acıtmadan tutabilmesidir.
Acı seni dağıtır, aşk seni toplamaz.
Aşk, dağılmış parçalarının arasında kendini yeniden bulmana izin verir.

Aşk acısı, insanı kapatır.
Aşk ise kapatmaz.
Aşk, kapalı kapının önünde sabırla bekler.
Zorlamaz.
Kırmaz.
İçeri girmek için izin istemez.
Sadece şunu fısıldar:
“Hazır olduğunda kendine döneceksin.”

Ve bir gün insan döner.
Küçük bir adımla.
Küçük bir nefesle.
Küçük bir cesaretle.
Aşkın iyileştirici gücü burada başlar:
Benlik, acının içinden çıkıp kendine geri döner.

Aşk acısının içinden geçen insan, bir gün aynaya bakıp şunu fark eder:
“Ben artık aynı kişi değilim.”
Acı beni kırdı, ama aşk beni geri çağırdı.
Aşk, acının içinde kaybolan benliği geri çağırmaz;
benlik, aşkın içindeki ışığı görünce geri geli

Yorumlar

Yorum bırakın